jump to navigation

Ankara’da düğün düzenlemek – I Temmuz 10, 2008

Posted by mavigunluk in Ankara.
Tags: , , , , , , , ,
add a comment

Herhalde çoğu kız, düğününü kendi düzenlemek ister. Ben de istiyordum; yumurta kapıya dayanıncaya dek. Bir anda kendimi ne yapacağımı bilmez bir halde buluverdim. Oysa ben katıldığım her düğünde kendim nasıl yapacağımı düşünür, planlardım. Kafamda isteklerim çok netti. Ama işte şimdi hepsi uçup gitmiş gibi…

Bu kadar çabuk olmasını beklemiyordum, o yüzden hazırlıksız yakalandım galiba. Bir sene önce bana bu zamanlar nişan hazırlıkları yapacağımı söyleseler herhalde ya çok sinirlenir ya da kahkahalarla gülerdim (tekrar düşününce daha çok gülerdim gibi geliyor).

Ayrıca bir şeyi daha farkettim, insan bu nişandı düğündü gibi şeyleri kendisi için değil aslında iki tarafın da ailesi için yapıyor. Dolayısıyla, sizin her şeyi planlamanız pek olası değil, ancak ‘prensiplerinizi’ ortaya koyup saygı duyulmasını umabilirsiniz.

Sözün kısası ben bugün annemin daha evvelden yapmaya başladığı planlara dahil oldum. Meğer düğün yapılabilecek yerler ile ilgili bilgiler kutsal bilgi kaynağımız internette bulunmuyormuş. O yüzden dedim ki ben yazayım, belki okuyan bir-iki kişinin de işine yarar.

Benim isteğim manzaralı (yani duvarlarla çevrili olmayan) bir açıkhava düğünüydü. Annem havuzbaşı hayalleri kuruyordu. Sevgilim ise bu konuyu -en azından şimdilik- bana bırakıyor gibi görünüyordu. Şimdi bu koşullara uyan yerlerden ilk akla gelenler otellerdir; özellikle de havuzu terasta olanlar. Ama biz onlara bakmadık çünkü ben bütçemizi aşabileceğini düşündüm. Yine de merak edenler için mezuniyet balomuzu Büyükhanlı Park Otelin terasında havuz yanında yaptığımızı ve gayet memnun kaldığımızı belirteyim.

Annem ve arkadaşları TCDD Demirsporun havuzbaşını öğrenmişler. 300-400 kişiyi rahatça ağırlayacak gayet geniş bir alanları ve esnek bir organizasyon anlayışları var. Konum olarak şehre uzak zannedilse de aslında değil. Eskişehir yolunu ODTÜ’nün kapısından itibaren keserek GİMAT’a doğru giden Anadolu Bulvarı üzerinde, İstanbul yolu köprüsüne gelmeden sol (batı) tarafta yer alan bir tesis. Ancak benim zevkime göre çok güzel bir manzarayı kaçırıyordu. Ayrıca bizim 100-150 kişilik düğünümüz için fazla büyüktü.

Bunun üzerine ve sevgilimin de beğenisini belirtmesi üzerine ODTÜ Mezunları Derneği Vişnelik Tesislerini ziyaret etmeye karar verdik. Vişnelik Tesisleri sadece ODTÜ mezunu üyelerine açıktır ve ben de ODTÜ mezunu olmama rağmen üye değilim. Ama üye bulmak da zor değil. Gayet güzel manzaralı bir havuzbaşı restoranı ile benim ve annemin gönlünü fethetti. Ancak sayımızın azlığı nedeniyle düğünler için ayrılan yeri değil de restoranın içinde bazı masaları düğün için ayırmakta karar kıldık. Ben bu iş ‘düğün’den ‘yemekli eğlence’ye dönüştüğü için bir kat daha mutlu oldum.

Şimdilik kararımız Vişnelik gibi. Eğer karar değiştirirsek bakmayı düşündüğümüz diğer yerler ise şöyle: Demirspor Lokali (Selim Sırrı Tarcan Spor Salonu yanı), Atlı Spor Kulübü, Orman Genel Müdürlüğü içindeki Sosyal Tesisler, TMMOB lokali, … (benzer yerler aklıma geldikçe ekleyeceğim)

Ücretlere gelince, sayı arttıkça kişi başı ödeyeceğiniz miktar da azalıyor. Bir de elbet seçeceğiniz menü konusu var. Sonra süslemeler, canlı müzik ve pasta ile ilgili ücretleri de sormayı unutmamak gerek. Alkollü içki servisi yapılacaksa bu içkileri tesisin mi sağlayacağı yoksa sizin mi dışarıdan getireceğiniz de dikkat edilmesi gereken diğer bir konu.

Yani açıkçası pek de kolay bir iş değil insanın böylesi bir düzenlemeyi ve sonuçta ortaya çıkan düğünü tamamen içine sindirmesi. Ama herhalde o gün gelip çattığında bunları hiç düşünmemeye çalışıp keyfini çıkarmaya bakmak gerek. Ne de olsa bir kez yaşanıyor; bu açıdan hem çok önemli, hem de bir o kadar kısa süren bir olay. Geleceğe kırgınlıklar bırakmamak en önemlisi.

Herkese mutluluklar…

Devamı için tıklayınız

Bugün 7 Kasım ‘09 Kasım 7, 2009

Posted by mavigunluk in Gündelik.
add a comment

Bir cumartesi daha sona erdi. Neden mi hüzünlendim şimdi? Çünkü Dubai’de Pazar günü haftabaşı demek.

E, durum böyle olunca da kocacığımla tembellik edebildiğimiz tek gün olan cumartesinin bitişi hafif bir hüzünle bulutlanıyor. Yarın sabah erken kalkacağız ama beraber kahvaltı yapabilecek kadar erken değil. Ben ne kadar erken kalkıp tek gözüm açık halde kahvaltı hazırlasam da kocacığım uykuyu tercih ediyor. Ben de o yüzden uyanamadığım zaman kalkmıyorum artık.

Oysa ki kahvaltıyı çok severim ben. Her sabah mutlaka kahvaltı ederim küçüklüğümden bu yana. Hem de  uzata uzata… Lisedeyken çok sabah okula geç kalmışımdır kahvaltımı yapacağım diye… İyi ki de öyle yapmışım. Hiçbir şey kaybetmedim ama çok sağlam bir beslenme alışkanlığı edindim.

Bugün tembellik günü ya, büyük çaplı yemekler yapmadım. Ama cumartesiye yaraşır bir kahvaltı hazırladım elbette. Kızarmış ekmekler ve Türkiye’den getirdiğim sucuklardan son kalan parça ile sucuklu yumurta. Elbette sofrada peynirlerimiz, yine Türkiye’den gelme siyah zeytinlerimiz ve ev reçellerimiz de yerlerini aldılar. Burada en çok sütlü ekmekleri seviyorum. Tost ekmeği şeklinde kesilmiş olanlarını kızartınca hem çok güzel kokuyor hem de çok lezzetli oluyor.

Haftasonu kahvaltısı tabi öğle yemeği ile karışıyor. Biz de öğlen dünden kalma meyve salatımızı ve galetalarımızı mideye indirdik. Bu arada sabahtan akşama kadar da bilgisayardan LOST dizisini izledik.

Akşam yemeği olarak biraz daha özenip kepekli makarna yanına domatesli sos yaptım (tarifi aşağıda), tamamlayıcı olarak da Pınar hindi köfte ve rokalı yeşil salata. Bence çok dengeli bir öğün oldu, iyi oldu. Bizim gibi “fast food” tatlarına bayılan bir çift için sağlıklı beslendiğimiz bir haftasonu mutlu olmaya değer bir haftasonudur!

Her ne kadar çalışmıyor olsam da, yarın haftasonu boyunca dağıttığımız evi toplamak ve temizlemekle geçecek. Üstelik yıkanacak ve ütülenecekler de var. Hepsi hallolur aslında ama bir de alışverişe gitmeliyim. Alışverişe gittiğim günler günüm bölündüğünden midir havanın sıcağında yürümek zorunda olduğumdan mıdır sanki işler daha bir zor ve uzun süreli oluyor.

Ama şimdiden bunları düşünüp uykuyu kaçırmak akıllıca olmaz. O yüzden, yarın ola hayrola…

Domatesli makarna Sosu:

Bir soğanı küp şeklinde doğrayıp bir kaşık zeytinyağında öldürdüm, üzerine yine küçük küçük kestiğim kereviz saplarını ve soyduğum ve küpler şeklinde doğradığım domatesleri ekledim. Suyu biter gibi oldukça azar azar su ekleyerek 10-15 dakika pişirip tuz, karabiber, fesleğen, nane ve pul biber olacak şekilde baharatlarını attım, nefis oldu. Hem köfteye hem de makarnaya çok yakıştı.

Ankara’daki düğünler – I Haziran 2, 2009

Posted by mavigunluk in Ankara.
add a comment

Günce sayfama çoğunlukla Ankara’da düğün düzenlemek isteyenlerin baktığını farkedince kendi düğünümü aşıp son zamanlarda katıldığım düğünlerden ve düğün mekanlarından da bahsedeyim istedim.

2-3 hafta önce aile dostlarımızın oğlu evlendi ve nikahı da düğünü de Bahçelievler 7. caddedeki Akalın düğün salonunda yaptılar. Öncelikle Bahçelievler düğün salonu için harika bir semt, ancak 7. cadde olması park sorunu yaratabilir diye düşünmüştüm. Yine de hemen bir arka sokakta kolayca park yeri buluverdim. Sonra Düğün salonunun kapısına geldiğimizde arabaları park etmeye yardımcı bir vale gördüm (ben kendim parketmiş olduğum için yanılmış da olabilirim). Düğün salonu 7. caddenin ortasındaki bir bina. Salonun kendisi de binadan içeri girince üst katta. Çok büyük bir yer değil ama galiba o gece 400 kişiyi kaldırdı. Burada önemli nokta salonların değişik boyutlarda masa kullanabiliyor olması. Hepsi yuvarlak ve 10′ar kişilik maasalar daha çok yerden kayba neden oluyor.

Süslemeler güzel ve abartısızdı (daha çok ayrıntı için lütfen yorum kısmına bir not bırakın). Salon içerisindeki sütunlara oldukça gerçekçi şekilde palmiye süsü verilmişti fakat bana sanki mekanı daraltıyorlar gibi geldi. Nikah öncesi bir barkovizyon gösterisi vardı. Ardından nikah kıyıldı ve güzel bir müzik gurubu sayesinde herkes dans pistine akın etti. Servis elemanlarının profesyonelliği özellikle dikkatimi çekti. Bence bu ilk başta düşünülmeyen fakat aslında çok önemli bir nokta. Ne pahalı ve lüks mekanlarda kaba ve/veya ifade yeteneği kısıtlı servis elemanı yüzünden konukların keyfinin kaçtığına şahit oldum. Elbette düğün organizasyonu yaparken garsonlarla da tanışayım diyemezsiniz, fakat daha önce orada bir düğünde bulunmuş kişilerle görüşmekte fayda var.

Ardından geçen hafta Eryaman Göletin ortasındaki Ada Restoranda bir düğüne katıldım. Göletin içine bir adacık gibi tasarlanan bu mekan özellikle hava daha kararmadan çok güzel bir seyir sunuyor. Otopark derdi yok. Tek problem şehre olan mesafe. Süslemeler fena değildi ancak bazı kusurlardan bahsetmeden edemeyeceğim. Belki ben çok detaycı olabilirim ama masa örtüleri masalardan sadece bir karış kadar büyüktü ve metal masa ayakları görünüyordu. Minik bir barkovizyon gösterisi ayarlanmıştı ancak perde olması amacıyla ahşap bir paravan üzerine atılmış gibi duran masa örtüsü çok kırışıktı. Normalde buna aldırmam ama kırışıklık derecesi o kadar fazlaydı ki, fotoğraflar yamuk yumuk görünüyordu. Bir de içecek servisi herkese ne içeceği sorularak değil, masada her tabağa denk gelecek şekilde rastgele bir meşrubat konarak düzenlenmişti. Benim şansıma Yedigün çıktığı için ve ben bunu sevmediğim için sadece su ile yetindim. En son olarak da güzel bir pasta getirildi ve törenle -ki bu fasılın içine gölet üzerinde patlatılan havai fişekler de dahildi- kesildi. Ardından bir büyük bir küçük olarak baştan savma bölünmüş dilim bile diyemeyeceğim pasta öbekleri servis edildi. Bu parçalanma pastanın taze olmasından kaynaklanabileceğinden çok aldırmadım ama üzerine mavi boya ile süsler yapılmış olması iştahımı kapattı. Gıda boyalarına karşı olmak bir yana, bazı renkler yemeklere gerçekten yakışmıyor.

Ada restoranı kötülediğim sonucunu çıkarmayın lütfen çünkü aslında harika bir manzara ve ortama sahip. Keşke bu küçük aksaklıkları da yapmasalar ve Ankara gerçekten harika bir düğün mekanına kavuşsa.

Ankara’da düğün düzenlemek – IV Haziran 2, 2009

Posted by mavigunluk in Ankara.
Tags: , , , , , , , , ,
2 comments

Ekim ayındaki nişanımız Shoppe Restoranda ve çok güzel oldu. Az sayılacak bir davetli gurubuyla (yaklaşık 140 kişi) samimi ve bol eğlenceli bir nişandı. Biz nişanlanacak çift olarak zaten kendimizi eğlenmeye şartladığımız için herkes bizimle güldü, bizimle dans etti. Bu arada belirtmeden geçemeyeceğim, düğünü yapılan çift -ister nişan olsun ister nikah sonrası- ne kadar eğlenirse konuklar da o kadar eğleniyor. O nedenle eğer gelin veya damat sizseniz, mümkün olduğunca eğlenin ve dans edin. Çift masada oturduğunda kimse dansa kalkmıyor.

Ben yine konuya döneyim. Yemekler ve müzik çok güzeldi. Işıklandırma biraz diskovariydi ama bunu o gece değil daha sonra video kaydını izleyince farkettik. (Belki de bu yüzden herkes çok dansetti!) Ancak ben Temmuz’da olacak düğünümüz için açık hava bir mekan bulmak konusunda kararlıydım.

Shoppe’nin işlettiği bir başka yer  de Ankara Üniversitesi Rektörlüğünün yanındaki Akademi Restoranmış ve buranın bir bahçesi de varmış. Gittik gördük, gerçekten güzel bir bahçe. Üstelik şehir merkezinde. Ancak bu sene Ramazan ayı Ağustos’a denk geldiği için Düğün sezonu daraldı ve uygun tarihler azaldı.

Derken benim aklıma Ayrancı’da Portakalçiçeği ile Karyağdı sokağın birleşiminde, Rus büyükelçiliğinin karşısındaki Dafne Restoran geldi. Antakya mutfağı konusunda özelleşmiş bu seçkin restoranın bir de güzel basamaklı bahçesi vardır. Restoran eski bir konaktır ve bahçesi küçük iki havuzu ile birlikte ağaçların gölgesinde kendine has bir çekiciliğe sahiptir. Ancak düğün yapılabilir mi diye düşünürken bir aile dostumuz orada nişan yemeği verdi. Biz de bunun üzerine görüşmeye gittik ve anlaştık. Ancak burası bir restoran olduğu için, süslemeler, müzik gurubu, pasta, fotoğrafçı gibi yemek ve servis dışındaki hizmetleri kendiniz ayarlamanız gerekiyor. O nedenle bu son 3 ayı fiyat almakla geçirdik. Süslemeler için bir çiçekçi ile anlaştık sayılır (düğün sonrasında nasıl olduğunu anlatırken adres bilgilerini de paylaşacağım). Orada nişan yapan aile dostumuzun tanıdığı müzik gurubu ile anlaştık. Pasta konusunda Serender mi Zerdali mi diye karar vermeye çalışıyoruz. Bir de fotoğrafçı ile anlaşmamız gerekiyor.

Davetiyeleri kendim yapmaya karar verdim. (Evde yapılabilecek davetiyeler ve benim nasıl yaptığım ile ilgili bilgileri “ayaktayim” isimli diğer sayfamdan takip edebilirsiniz.)

Nikah şekerleri konusunda ise hala çekincelerimiz var. Aslında nikahımız da Dafne Restoranda kıyılacak ama davetlilerin düğünden sonra saklayabilecekleri birer hatıraya sahip olmaları güzel olur diye düşünüyoruz.

Ha bu arada gelinliğimi de Dai Modaevine sipariş ettim. İlk gittiğim modaevi orasıydı ama ne kadar temiz ve profesyonel çalıştıklarını görünce başka yere gitmek istemedim. Oraya diktirmayacakseniz bile Bahçeli’de 7. cadde ile 6. caddenin kesiştiği noktadaki bu modaevine uğramanızı ve görmenizi hatta sahibi Fazilet Hanım ile tanışmanızı tavsiye ederim.

Ankara’da düğün düzenlemek – III Eylül 12, 2008

Posted by mavigunluk in Ankara.
Tags: , , , , , , ,
2 comments

Gevşemeye son… Önemli güne 1 ay kaldı.

Ve elbette planlar değişti. Tarihimizdeki çakışma yüzünden Vişnelik’ten vazgeçtik. Tam üzüleceğim derken bir anda aklıma, zamanında, ben nikahımı burada istiyorum dediğim ama o zamana kadar da bir türlü hatırlayamadığım bir mekan geldi: Bahçeli 7. cadde girişindeki Buz Pateni sahasının yanında bulunan Shoppe Nikah ve Balo Salonu.

Yaklaşık iki sene önce orada çok sevdiğim birinin nikahına katılmış ve organizasyonun pürüzsüz ve sakin yürüyüşünden çok etkilenmiştim. Hemen önce internet sayfalarından inceledim ve ertesi gün de mekanı ziyaret ettim. Balo salonu ideal olarak 250 kişiye hizmet ettiği için bize yemek salonlarını önerdiler. Aynı zamanda iş yemekleri için de kullanılan mekanın sadeliği aklımı çelmeye yetti. Üstelik sandalyelerinin beyaz deri olması, ve dolayısıyla kumaş giydirmek gerekmemesi, yüzümde gülücüklere neden oldu. Ne yapayım sevemiyorum o elbiseli sandalyeleri…

Derken mekandaki organizasyonlarla ilgilenen Pınar Hanım’la konuştukça 15 dakika içinde nişanımızı burada yapmaya karar verdim. Nedenlerini ise şöyle:

- Mekan istediğim gibi sade fakat bakımlı,

- Kendi restoranı var ve daha önce yediğim yemeklerden hep memnun kalmışımdır,

- Organizasyon anlayışları çok esnek, müzik grubu olarak bile değişik seçenekler sunuyorlar, hatta sizin dışarıdan grup getirmenize bile olanak tanıyorlar,

- Çalışanlar güleryüzlü ve yardımcı olma çabasında (burunları havada bir şekilde, “Biz böyle yapıyoruz” diye kestirip atmıyorlar),

Dolayısıyla, daha önceden bahsettiğim “herkesi memnun etme” prensibimiz Shoppe sayesinde ulaşılması güç bir hedef olmaktan çıkıyor. Uzun lafın kısası daha şimdiden içime sindi bu kararımız. Zaten asıl önemli olan da bu değil mi? Zaten o gece yorgunlukla karışık mutluluk hisleriyle doluyken ne mekanı, ne de başka bir şeyi farkedemeyeceğim. Elimin içindeki o tanıdık ve hiç gitmesini istemediğim sıcaklığı bütün gece hissedeyim yeter.

Devamı için tıklayınız

Ankara’da düğün düzenlemek – II Temmuz 15, 2008

Posted by mavigunluk in Ankara.
Tags: , , , , ,
2 comments

Hızlı başladığım düğün düzenlemekle ilgili yazılarıma biraz ara vermiştim. Bunun nedeni benim bir önceki yazıyı yayınladığım gün nişanımızın Ekim’e ertelenmiş olmasıdır. Eh, tarihe 1,5 ay eklenince de bende önce biraz hayalkırıklığı sonra da bir gevşeme oldu. Ekim… Hem de 10′u civarı… Ohooo daha çok vakit var sanki.

Oysa bu bir gevşemeye değil daha programlı ve düzenli bir planlamaya yol açmalı, değil mi? Yoksa sonuçta kendi kendime şöyle diyeceğim: “O kadar zamanın da vardı, yapa yapa bunu mu yapabildin?”.

Bu arada, eş-dost görüşmeleri ile İstanbul yolundan Eryaman’a girişte bulunan Göksu göletinde de düğün düzenlemesi yapılabilecek bir yer açıldığını öğrendim. Ancak yaptığım kısa internet araştırmasında bununla ilgili bir bilgiye ya da sayfaya ulaşamadım. Biraz şehir dışında kalmasını gözardı edersek güzel bir manzaraya karşı ve havuz değil gerçek bir gölet yanında düğün yapmanın çok hoş olacağını düşünüyorum. Özellikle de Eryaman yakınlarında oturanlar için mutlaka daha tercih edilir olacaktır.

Güzel manzaralı kır düğünü deyince benim aklım hep Atlı Spor Kulübüne dönüyor. Orada katıldığım bir düğünde, konuklar kokteyl havasında güzel bir manzaraya karşı içkilerini yudumlarken çılgın gelinimiz at sırtında, daha da çılgın damadımız ise motor üstünde tüm konukların ortasında bulunan boş alana gelmişlerdi. Mekanın bu gibi yaratıcı yeniliklere açık olması büyük bir artı puan aslında (yani sizin de aklınızda bir tür uçarılık varsa tabi).

Zannediyorum düğünle ilgili çekincelerim devam ettiği için ben Vişnelik‘te bir yemek fikrini hala sürdürüyorum. Ne yapayım, sevmiyorum fırfırları, çiçek desenlerini ve kalp şekillerini… Ve tabi düğün sahibi olmayı. Ben sadece herkese kısa da olsa hoşbeş edebileceğim ve geri kalan zamanda da sabit bir gülümseme ile sevgilimin yanında durmayı istiyorum. Süslü animatör gibi göbek atmayı değil…

Öte yandan, ben de hiçbir zaman ‘normal’ bir kız olamadım ki…

Devamı için tıklayınız

Ankara ve AAAL Temmuz 13, 2008

Posted by mavigunluk in Ankara.
Tags: , , , ,
add a comment

(aaalsozluk sitesindeki “ankara” girdisi altında, kiara adlı kullanıcının 13.09.2007 tarihli yazısıdır. İlk paragrafında yazılanların tümünü kalben paylaştığım için, yazarın iznine sığınarak burada hiçbir düzeltme/değişiklik yapmadan tekrar yayınlıyorum.)

“ankara sevdiklerini bırakıp geldiğin şehirdir.herkes yabancıdır,hiç kimse arkanda bıraktıkların gibi değildir ,olmayacaktır.ne sokakları güzeldir,ne sabahları.dumanlıdır sislidir hep bi somurtkan hep bi hüzün…ankara özlemin şehridir.özlersin ağlarsın,istisnasız her gece özlersin.kimse anlamaz seni burada,herkes buralıdır,kimse gerçeği ,geçmişi görmez ,anlatamazsın inandıramazsın.deniz kenarından yürüyemezsin burda ;herkes,susar,kabullenir.her şeyi ama her şeyi bırakıp dönmek istersin.bildiğin bi şehir vardır büyüdüğün tüm arkadaşların sevdiklerin ordadır dönersen eğer diye herkes seni beklemektedir.sanırsın….telefon beklersin gelmez…yalanmış anlarsın ankara yüzüne yüzüne vurur senin.kimse seni beklemezmiş meğer anlarsın.kendine zorla alıştırır.bir kez her şeyini geride bırakıp gelince özlemene izin vermez.ankara acıdır ama ankara gerçektir…

zamanla anlarsın ankara da güzeldir.içinde hep bi burukluk kalır ama artık seversin.şehri şehir yapan binalar değildir anlarsın.dostlar edinirsin candan öte candır onlar.şehri şehir yapan canlar.belki de ilk aşktır ankara’yı bu kadar güzel yapan.aradan uzun zaman geçmiştir herkes kendi yolunu çizmiştir unutmazsın unutamazsın.kar yağsın diye beklersin çünkü ankara beyaz güzeldir.melek gibi….karda düşler kurulur karda sevgi vardır..ankara deliler gibi sevip de söyleyememenin şehridir.ankara yalnız şehirdir…

kimse beğenip de kartpostalını almaz.sadece yasarsan anlarsın.şehri şehir yapan binaları değilmiş sağ ol öğrettin bunu bana.dostların yanında oldukça çok sevdiğin çok çok sevdiğin şehirdir.yanındayken onların dünyanın en güzel şehridir.ömrün en güzel yılları en güzel lisesinde geçmiştir.ankara güzeldir ankara atatürk anadolu lisesinde okuduysan eğer…”

Yalnızlığın sessizliği Temmuz 13, 2008

Posted by mavigunluk in Esintiler.
Tags: , , , ,
add a comment

(Bu metin yazdığım bir mektuptan alıntıdır.)

Yalnız olmak çok zordur. Derdini, sıkıntını ya da sadece gündelik olan-biteni biriyle sohet ederek paylaşamamak adeta ilahi -veya psikolojik- bir sınavdır. Ben o yalnızlığın nasıl bir şey olduğunu bilirim. Sadece bir kere de değil, bir kaç kere yaşadım.

Çok sevdiğim bir söz vardır: “Öldürmeyen üzüntü seni güçlendirir”. Bu yalnızlık sınavı da öyle bir şey. Eğer yalnızlığın sessizliğinde paniğe kapılmamayı başarırsan ve gerçekten istersen, o zaman kendi sesini duyabilirsin. Çoğu insan kendini tanıdığını düşünür. Hatta kendini tanımak için bir herhangi bir çabaya ihtiyaç olmadığını… Oysa ki bu hiçbir zaman doğru değildir. Herkes kendisini ya olmak istediği kişi gibi ya da olmak istemediği kişi gibi görür. Hani böylesi durumlarda “dön de aynaya bak” derler ya, o bile işe yaramaz. Çünkü beyninde kendini çizdiğin bir resim vardır ve aynaya baktığında da görebildiğin, aksinin beynince algılandığı şeklidir. Beyin o yansımayı kendindeki resmin filtresinden geçirip yorumlar. Yani ayna her ne kadar gerçeği gösterse de işin içine beynin girince tarafsız olmak zorlaşır.

Ama yalnız olduğunda, yapayalnız olduğunda, içine dönmeyi, beyninin içinde yol alıp o filtreleri farketmeyi ve istersen yok etmeyi başarabilirsin. Bunu başardığında da artık daha “farkında”sın demektir ve bu duygu insana kendini en güçlü hissettiren duygudur. Ayrıca bence insan, olduğuna inandığı kadar güçlüdür.

(13.07.2008 Ankara)

Dubai’de sıfırdan başlamak Temmuz 11, 2008

Posted by mavigunluk in Dubai.
Tags: , , , , , , ,
add a comment

Ne olduğunu anlamadan kendimi Dubai’de sıfırdan bir yaşam kurmaya çalışırken buldum. Türkiye’de herhangi bir şehirde ya da aşina olduğumuz Avrupa’da bir yerlerde aynısını yapıyor olsaydım bu kadar zorlanmazdım sanıyorum.

Haritada Dubai

Haritada Dubai

Dubai’nin lafı ilk edildiğinde, unutmuyorum, haritadan tam olarak nerede olduğuna bakmıştım. Evet, Arap Yarımadasındaydı ama hiç de umduğum yerde değildi. Birleşik Arap Emirliklerinin en ünlü ve en hızlı büyüyen şehri, herkesin bir şekilde duyduğu ama üzerinde hiç düşünmediği tatil merkezi…

Birleşik Arap Emirlikleri, adı üstünde değişik emirliklerden oluşuyor. Yani Dubai de aslında bir şehir değil, kendi emiri -ya da şeyhi- olan bir emirlik. Birleşik Arap Emirliklerinin başkenti ise Abu Dabi (Abu Dhabi).

Bildiğim kadarıyla bu emirlikleri birleştirip Birleşik Arap Emirlikleri’ni şimdiki durumuna taşıyan liderleri Şeyh Zayed (Sheikh Zayed bin Sultan Al Nahyan) halkı tarafından çok sevilen bir başkanmış ve 2004 yılında vefat etmiş. Ancak Dubai içinde, gazetelerde, dergilerde, reklam panolarında sık sık fotoğrafına rastlamak mümkün.

Birleşik Arap Emirlikleri bir islam ülkesi, fakat islami kurallarını toplumun önemli bir kısmını oluşturan yabancılara ve turistlere dayatmayan ve bu sayede daha çok insanı kendine çeken bir ülke. Örneğin, marketlerde ve restoranlarda alkollü içecekler satılmazken özel lisans almış mekanlar ve otellerin barlarında rahatça içki içmeniz mümkün. Giyim konusunda da yabancılar için bir sınırlama yok; benim gibi rahat giyinen bir Antalyalıya göre bile fazla açık giyinenler hanımlar var. Ancak yerli halk bakımlı (yapılı saçlar, tam bir makyaj ve manikürlü eller) fakat kapalı.

Yerli halk kadar çok (belki de daha çoktur) Filipinli ve Hintliler var. Çalışma hayatında büyük yer edinmiş durumdalar. Azımsanmayacak sayıda Lübnanlı ve diğer Arap ülkelerinin vatandaşları ile Avrupalı ve Amerikalılar da var. Bu kozmopolit yapı Dubai’yi yaşaması kolay bir hale getiriyor. O kadar çok turist gelip gidiyor ki, her şey kolay anlaşılır olmak zorunda zaten. Herkes birbirine yardımcı olmaya çalışıyor. Çok zorlu trafik koşullarında bile arabadan arabaya atışmalar hatta kavgalar olmuyor. Nüfusuna oranladığınızda suç oranı çok düşük. Kısacası aslında memleket özlemini ve bazı alışkanlıklarımızı bir kenara koyarsak Dubai yaşaması kolay bir yer.

Herhalde Dubai’de yaşamanın en zor yanı kirayı karşılayabilecek bir iş bulmak. Kiralar çok yüksek ve söylendiğine göre de son iki senedir büyük bir hızla artmaya devam ediyor. Geçen seneden bu zamana olan artışın %45 olduğunu söylüyorlar. Bu nedenle düşük ücretlerle çalışanlar ancak bir daire içindeki tek odayi hatta oda içindeki yatağı kiralayabiliyorlar. Eğer iyi bir işte çalışıyorsanız şirket mutlaka kira yardımı yapıyor. Yani yine dönüp dolaşıp iş bulmaya geliyor her şey.

Ve işte benim sorunum da burada başlıyor ama devamı bir başka yazının konusu olsun.